Eski çağda gemi yapımı

Teknenin İlk Formları

Oyma Kayık: Ağacın bolca bulunduğu yerlerde en eski tekne formları şüphesiz ki ağaç ka­buğu ve oyulmuş kütükten yapılan kanolardı. Aletsiz yapılabilmesi nedeniy­le belki de ağaç kabuğu kanolar daha eskiye tarihlendirilebilir. Bunun için tek gereken, uygun uzunlukta bir ağaç kabuğu ve uçları kapatmak için iki topak kildir. Oyulmuş kütük kano ise biraz daha fazlasını gerektirir; taştan bir kesici alet veya ateşin kontrollü kullanımı ve çokça sabır.

Sallar: Sal yapımında, ağacı bol bölgelerde, en popüler yöntem birbirine bağlanmış kütüklerdir. Sazların bol bulunduğu bölgelerde ise birbirine bağlanmış saz demetlerinden faydalanılmıştır. Dicle ve Fırat’ın Anadolu’daki kayalık boyla­rında, şişirilmiş tulumlar üzerinde taşınan ahşap iskeletli sallar kullanılırdı.

Deri Tekne: Teknenin en eski formlarından biri de hayvan derisi hafif bir iskelet üze­rine gerilerek ve söğüt dalı, kiriş ya da sırımla (ince kösele şerit) birbirine bağlanarak yapılan deri teknedir. MÖ 700’lerdeki Asur kabartmaları Aşa­ğı Fırat teknecilerinin o zamanlarda, şaryolar ve yapı taşları gibi yükle­ri taşıyabilecek güç ve büyüklükte, yuvarlak deri tekneler kullandıklarını göstermektedir.

Çömlek Tekne: İçinde tek bir yolcuyu barındıracak genişlikte, kilden bir konteynırdan olu­şan “çömlek tekne” yalnızca Nil Delta’sı gibi bataklık ve kayalıksız sularda kullanılabiliyordu. Aynı şekilde kil tekneleri Yunanlıların da kullandıkları bilinmektedir. Yunan vazoları üzerinde Heracles’i, kendi boyutlarında olan bir kil tekne içinde seyahat ederken gösteren resimler vardır.

Kaplama-Önce Yöntemiyle Yapılan Tekneler: Şu anki bilgilerimize göre ilk teknenin ne zaman yapıldığı tam olarak bi­linmemekle birlikte, oyma kayıkların etrafına uzun tahtalar yerleştirilerek yükseltilmesi sonucunda, oyulmuş kütüğün, teknenin omurgası durumuna geldiği düşünülmektedir. Bundan sonraki gelişmeler, kaplama tahtaları­nın birbirine raptedilerek kuvvetli bir kabuk inşa edildiğini, daha sonra bir miktar iskeletin bu kabuğun içine yerleştirildiğini göstermektedir. “Kapla­ma-önce” tekniği olarak isimlendirilen, kaplama tahtalarının birleştirilme­siyle oluşturulan tekne kabuğuna, iskeletin sonradan monte edilmesi yönte­mi, günümüzde kullanılan “iskelet-önce” tekniğinin tam tersidir Kaplama tahtalarının birbirine raptedilmesinde ise üç değişik yol kullanılmıştır: Di­kiş, Zıvanalı Birleştirme, Bindirme Kaplama.

Dikiş Tekniği: Dikiş ve zıvanalı birleştirme yöntemlerinde kaplamalar uç uca tutturulur. Fark, plakaların birbirine tutturulma biçimidir. İlk teknik Mısırlı gemi inşa ustalarının kullandığı, kaplama tahtalarının birbirine bağlandığı “dikiş” tekniğidir. Yaşayan en eski dikilmiş tekne örneği, Büyük Giza Piramit’i ya­kınlarındaki yer altı odasında, 1952 yılında bulunan ve MÖ 2600’lere tarih­lenen “Keops’un Saltanat Kayığı”dır.

Zıvanalı Birleştirme: MÖ 14. yüzyıla tarihlendirilen Uluburun gemisinin kaplama tahtalarının birleştirilmesinde pim kilitli zıvanalar kullanılmıştır. Bu teknik, Yunanlı, Romalı ve Fenikeli tekne yapımcılarının da kullandığı bir yöntemdir. Fakat onlar o kadar özel bir teknik kullanmışlardır ki, sonucu salt bir marangozluk olmaktan çok, bir ince işçilik harikası olmuştur. İncelikle inşa ettikleri kabu­ğa tam bir iskelet monte etmişlerdir. Bu yöntemin tam anlamıyla uygulandı­ğı bilinen en eski gemi ve iyi araştırılmış örneklerinden biri Girne batığıdır.

Bindirme Kaplama Tekniği: Kaplama ilk tekniğiyle inşa edilmiş teknelerin üçüncü grubunu Viking ge­mileri oluşturur. İskandinav tekne yapımcıları bindirme kaplama tekniğin­de, her plakayı bir altındakinin bir miktar üstüne gelecek şekilde oturtup; mıh, çivi ya da perçinle tutturmuştur.

Geçiş Dönemi: MS 2. yüzyıldan itibaren, gemi yapımcıları, birleştirmenin önemini azalta­rak kabuğun mukavemetini düşürdüler ve bunu telafi etmek için de iskeletin önemini arttırdılar. MS 9. yüzyıl Yenikapı 12 batığında teknenin su kesimi kaplama-önce yöntemiyle tamamlandı. Bu aşamada usta, inşa yöntemini de­ğiştirdi. Geminin geri kalan postalarını dikti ve bu postaların üstüne iç ve dış kaplamaları çiviledi. Antik ve modern çağlar arasındaki yarı yol olan Bizans Dönemi’nde, usta da gemisinin inşası için, eski ve modern yöntemleri birleştirerek karma bir uygulama yapmış oldu.

İskelet-Önce Yöntemiyle Yapılan Tekneler: Ahşap bir tekneyi inşa etmenin günümüzde de kullanıldığı için daha faz­la bilinen yöntemi, önce omurga ve postalardan oluşan bir iskeletin inşa edilmesi, sonra da plakalardan oluşan bir kaplamanın bunun üzerine rap­tedilmesidir. Gittikçe gelişen ve büyüyen armayı taşımak için daha büyük ve güçlü teknelerin inşa edilmesi iskelet-önce yöntemine geçerek sağlanmış­tır. Bu yöntemin benimsenmesinde önde gelen faktör, kullanılan malzeme ve işgücünde sağlanan tasarruftur. Bu yöntemde kalaslara istenilen eğimin verilmesi için büyük kütüklerin kesilmesi gerekmiyordu. Ayrıca gemi inşa ustalarının büyük zamanını alan binlerce zıvana deliğinin açılması da ge­rekmiyordu. Bu teknik gemilerin daha esnek, büyük ve güçlü olmasını sağ­lamaktaydı.